İlk Uzun Dönem Test Yazım! Renault Megane Edc 1.5 dCi ile 1 haftada 3.700 KM

2011 ‘de uzun dönem testi için Renault Megane 1.5 dCi EDC ile 1 hafta’da 3700 KM yol katetmiştim. .

İLK DURAK : AKTOPRAK
Şirin bir Çerkez köyü Aktoprak. İstanbul’dan iki saat uzaklıkta gidilebilecek, toprak kokan, akşamın küçük tepeler arkasından battığı şirin bir yer. İstanbul’dan Yalova’ya kadar otoban ve bölünmüş yolun ardından kısa bir köy yolu ile geliyorsunuz buraya. Renault Megane EDC ile ilk durağımıza gelirken geçtiğim güzel yollar Aktoprak Köyü’nün yolları oluyor. Köy yolları EDC ile seri şekilde akar iken yokuşta önüme çıkan bir traktör ile yaşadığım kısa bir heyecan.

Aktoprak’ta Çerkez peyniri yenir. Akşam küçük tepelerin arkasına gün batarken, bazıları ekilmiş, bazıları yeni sürülmüş tepeler seyredilir. Köyün inişli, çıkışlı, bol dönemeçli, bazı yerleri ağaçlı yollarından ve küçük köy sokaklarından EDC ile keyifle geçilir. Bu güzergahtaki ortalama tüketimim 6.7 litre oldu. Köy yollarının bolluğu, dik rampalar ve sürekli klima kullanımımız bu ortalamanın oluşmasına sebep oldu.


EGE’NİN İNCİSİ GÜZEL İZMİR
Aktoprak Köyü’ne gelirken kullandığım Yeşil Mavi yolu takip ederek Bursa’ya kadar keyifli bir yolculuk yaptım. Hedefim Bursa üzerinden İzmir’e gitmekti. Bursa ‘dan girdiğim otobanda Megane EDC ile uzun bir otoban sürüşü yaptım. İzmir’e ilk girişimde akşam güneşi Kordon’da batıyordu. ( Uzun yollarda da, dar yollarda da aracın navigasyonu çok yardımcı olduğunu söylemeliyim.) Megane EDC’nin performansı hem Yeşil- Mavi yolda, hem de otobanda gayet keyif verici idi.

İzmir’e gidince akşam Kumrucu Şevki’de Kumru, sabah kahvaltısında ise Boyoz yenir. Akşam Bostanlı sokaklarında keyifle direksiyon sallanır. Kordon’da gün batımında seyredilir. Aktoprak-İzmir arasında tüketim ortalamam 6.3 litreye geriledi.

 ALACATI’DA RÜZGAR
İzmir’den Alaçatı’ya otobanla hızlıca rüzgar gibi akarken kocaman rüzgar gülleri karşıladı beni. Bir sürü rüzgar santralinin yanından hızlıca geçtim. Alacatı’nın sıcak Temmuz’unu rüzgarı ile serinlettiği tepelerine çıktım. Bir iki katlı evler, dar sokaklar, Alacatı’nın en yüksek noktasından çevreye dalıp gitmek gayet keyifli idi. Alacatı yakınında ki Ilıca Plajı ise giden herkesin görmesi gereken bir güzellik… Kısa bir turdan sonra aynı otobandan Megane EDC beni Çeşme’ye kadar götürdü. Çeşme alışveriş mekanları, kalesi ve ışıl ışıl gecesi ile akıllarıma kazındı. Çeşme’de Rumeli dondurmacısında kavunlu ve damla sakızlı dondurma yenir. Ilıca’da denize girilip, göz alıcı beyaz kumlar ve masmavi deniz seyredilir. Tüketim ortalamam bu güzergahta 6.3 litre olarak kaldı.

 BODRUM BODRUM
Çeşme’den Kavak Yelleri dizisi ile birlikte akla gelen Urla rotasından yeniden İzmir’e geçtim . Urla yeşil ağaçlıklı yolları ve sabahın ilk ışıkları ile sıcacık bir yermiş. İzmir’den aldığım Alaçatı rüzgarı ve Megane EDC ile Bodrum için tekrar yola çıktım. Otobandan geldiğim uzun bir yoldan sonra İzmir’de iyi iş çıkartan navigasyonum sayesinde otoban dışından zeytin ağaçları ile yığma taşlarla köy evlerinin bahçelerini çevirdiği yollardan Bodrum’a gittim. Megane ile geçtiğim bu yolların güzelliği ve ara yollardaki sürüş keyfi uzun ve bozuk yolun sıkıntısını sildi attı. Bodrum – Mumcular yolundan Çilek üzerinden ve taş ocaklarının yanından geçtim. Bembeyaz taşlar, yemyeşil zeytinliklerin ile akıp gitti yol. Bodrum’a girişte bizi Halikarnas Balıkçısı dev bir tabela ile karşıladı beni. Bodrum limanına inen paralel ve çoğu tek yönlü sokaklar dur kalk ile hızlıca geçildi. Yokuşta geri kaymayan Megane EDC’miz ile Bodrum’da dur kalk trafikte vites geçişlerinde bocalama yaşadım. Bodrum’da Gümüşlük ve Gümbet tavsiye edilen yerler idi. Gümbet’te kısa bir turdan sonra Bodrum merkezinden Megane EDC ile geçtim . Göz alıcı bembeyaz iki katlı evler, Bodrum markasına teslim olmuş bankalar, büyük marketler, Bodrum kalesi ve Bodrum’un beyaz duvarlarındaki rengarenk çiçekler çarptı gözüme.Bodrum’a Megane EDC ile taş ocaklarından geçen, yığın taşların belirlediği ve zeytin yeşili ile boyalı dağlık yoldan gidilir. Tuzda balık yenir. Gündüz beyaz Bodrum evlerini işleyen çiçekli manzara, akşam marinada Bodrum ışıkları seyredilir. Navigasyonumun bana oynadığı oyun ile köy yollarında ilerlemem sebebiyle tüketimim 6.5 litreye yükseldi.

DÜNYA’NIN SAYILI PLAJLARINDAN BİRİ: İZTUZU
Bodrum ‘dan Milas’a deniz eşliğinde geçiyorum. Milas üzerinden geçen rotamın son durağı İztuzu plajı. Milas’tan Muğla yönüne ilerler iken Megane EDC ile yolum bisiklet şehri Ula’dan geçti. Küçük evlerin arasında gözlerim bisikletleri saymaya başladı hemen. Üç otomobil gördü isem on bisiklet vardı bu şehirde. Bir de bolca işlemeli demir kapılar. Dağların arasında düzlükte kurulan Ula, demir işleme kapıları, taş detayları, dar sokakları ve bisikletleri ile görülmesi gereken bir ilçe. Ula’dan Dalyan’a giderken Megane EDC ile enfes manzaralı dağ yollarından geçtik. İztuzu plajının dağdan görünüşü ise kelimelerle anlatılmayacak kadar etkileyici. Caretta Caretta’ların korunduğu milli parkın değeri gözümde daha da arttı. Caretta Caretta’ları korumak için gündüz belirli saatlerde açılan park girişi plajın da korunmasına önemli bir katkıda bulunmuş.

Dalyan’da İztuzu’na giderken yol üzerinde – çekirdekleri kırılmadan sıkıldığı için tatlı olan – Nar suyu içilir. Plaja birkaç kilometre kala yüksekten plaj manzarası seyredilir. Bu güzergahta tüketim değerim 6.4 litreye geriledi.

 ANTALYA : ALTIN PORTAKAL VE BERRAK DENİZ
İztuzu’ndan Antalya’ya önce Fethiye koylarını seyrederek sonra yaylaları aşarak geçtim. Yayla yollarında her üç beş kilometrede bir mısır ve çay satanların birini seçip verdiğim kısa molanın ardından Korkuteli üzerinden Megane EDC ile sonraki durağım olan Antalya’ya vardım. Antalya Kale içi, Selçuklulardan kalan yivli minaresi, halıcıları ve yat gezileri ile biliniyor. Kurşunlu ise sıcak bir Antalya gününde gidilebilecek en serin mekan. Konya altı plajı ise 50 metre yükseklikten berrak suları ile şehir merkezine yakın ve – yatların atıkları olmasa daha iyi olacak ama- gidilesi temiz bir plaj.

Antalya’da mutlaka portakal reçeli yenir, düz virajsız yollarında Megane EDC’nin keyfi ise en iyi gece çıkar. Upuzun Konya Altı Plajı’na uğramadan Antalya’dan çıkılmaz. Tüketim ortalamam tekrar 6.3 litreye düştü.

 ANKARA : BAŞKENTTE BAYRAKLAR BAŞKA DALGALANIR!
Antalya’da sıcak saatler Megane EDC’nin yönünü Isparta-Burdur yoluna çevirince son buluyor. Afyon yoluna çıktığım zaman soğuk saatler başladı. Afyon’da dinlenilen birkaç saatten sonra başkente Polatlı’dan geçtim. Ankara-Beypazarı-Nallıhan güzergahında ilerledim Megane EDC ile. Beypazarı yakınında ki kuş cennetinde birkaç saat kuşları ve kızıl tepeleri seyrettim. Ankara’nın en uzak ilçesi Nallıhan’ın domates tarlalarının arasından geçtikten sonra, dağlık yollarından Abant gölüne ulaştım. Gölün etrafında küçük araçlar için hazırlanmış yoldan gezerek çevreyi keşfediyorsunuz. At gezisi yapanlar, piknik alanları, sazlıklar ve manzara çok güzel. Abant yolunda köylülerin açtığı tezgahlar yörenin balı ve kuru gıdaları ile dolu. Abant Gölü çevresinde Megane EDC ile tam tur atılır. Tur bitimine 2 km kala sazlıklar, göl ve dağ manzarasında enfes fotoğraflar çekilir. Köylü satıcıların közde yaptıkları çaydan içilir. Yolun Akdeniz ve Ege’ye göre daha düz oluşu yakıt tüketim ortalama da yansıdı. 5.9 litreye gerileyen ortalamam ile en düşük tüketim değerime ulaştım.

 ALINYAZISI KÖMÜR KARASI İLE YAZILMIŞ ŞEHİR: ZONGULDAK

Abant’ın yeşil doğasını geride bırakırken Megane EDC ile Bolu- Zonguldak rotama yine dağ yollarından ve otobandan ilerledim. Zonguldak Meşrutiyet caddesindeki heykelin ifadesi ‘kömür ocağından çıkan işçi’ ile karşıladı beni. Zonguldak kömür karası, yeşilin ve mavinin birleştiği yerde yer alıyor. Bol inişli, çıkışlı, dik yolları EDC için kısa mesafede yapılabilecek tüm zor manevraları bir araya getirdi. Zonguldak’ın dik çıkışları dizel motorun gücünü sınarken, dik inişler ve kısa mesafe sıkışık trafikten EDC ile kolayca çıktım. Zonguldak‘tan Bartın-Amasra-Kastamonu -Cide güzergahında yaptığım zorlu parkur ise Cenevizlilerden kalma küçük bir liman keşfettirdi bana. Gideros, Kastamonu’nun Cide ilçesine 10 mm uzaklıkta küçük ve saklı bir koy. İki girişi var koyun. Amasra yönünden ilk girişte küçük bir iskele bir balıkçı ve bir ev bulunuyor. İkinci giriş ise biraz daha büyük bir sahile, tarihi bir camiye ve pansiyona çıkıyor. Kaynaklar Gideros’un Cenevizlilerden kalma gizli bir liman olduğunu söylüyor. Osmanlı zamanında da kullanılan küçük limanın Kurtuluş savaşında da kullanıldığını biliyoruz. Suyu ve tarihi ile etkileyici bir mekan olan Gideros maalesef temiz bırakılmamış plajı ile hayal kırıklığı yaşattı. Dönüşte keşfedilmemiş cennet olarak dikkatimi çeken Kapısuyu plajı ise – temiz bakılmamış olsa da – görülmesi gereken yerler diye düşünüyorum. Bölgede denize girilebilecek temiz bir yer için Tarlaağzı’nı görmenizi tavsiye ederim. Bu noktadan sonra dönüş güzergahım Bartın, Zonguldak –Karadeniz Ereğli üzerinden İstanbul oldu. Bartın’da Avara Sucuğu yenir. Megane EDC ile bir denize doğru, bir yeşile doğru giden dar sahil yollarından gidilir. Zonguldak ‘ta akşam limanda kayalara vuran dalgalar ile suya yansıyan şehir ışıkları seyredilir. Uzun dönem güzergahımın son adımıyla birlikte tüketim ortalamam 6.1’e çıktı. Bu ortalama ile testi tamamlamış oldum.

 

Blog yazım senin fikirlerin ile daha zenginleşecek. Lütfen yorum bırakmaktan çekinme.